İhsan ŞENOCAK

Ruhumuzun gıdasına ihtimam gösterir, her konuşanı dinlemez, her mecmuaya bakmaz, sokakta yürürken bir ölçüde gözlerimizi kapatırdık. Gözün ve ruhun kirlenmemesini, midenin zehirlenmemesinden daha fazla önemserdik. İstiklal Marşı’nın otel odası şairlerinin kaleminden çıkmadığını konuşur, bu yüzden “büyük mevzularımızı” mütevazı mekânlarda tartışırdık.
Öfkenin de bir onuru vardı, kızınca: “Salli ale’n-Nebi/Allah Resulü’ne salevat getir.” (Devamı…)














Allah Resûlü’nün “Hakikate tanık olanlar, olmayanlara anlatsın.” emri mucibince Hicaz dışına hicret eden sahabe muhataplarını konuşmalarından ziyade yaşantılarıyla İslâm’a davet etmişti. Alim ve tüccar sahabe birlikteliği İslâm’ın intişarı için uygun bir zemin oluşmasına imkan vermişti. Alimler söz ve yaşantılarıyla, tacirler de dürüst ticari muameleleriyle insanların hidayetine vesile oldular.
İlim dünyası için Mısır farklı bir konuma sahiptir. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün irtihalinden kısa zaman sonra (18 H) Hz. Ömer (radiyallahu anh) zamanında Amr b. As (radiyallahu anh) eliyle fethedilen Mısır, çok sayıda sahabe ve tabiûnun tavattûnu ile Afrika’nın ilim üssü haline gelmiş, Leys b. Sa’d’dan (v. 175)
Oryantalistler ve onlarla pek çok konuda fikir birliği içerisinde olan yenilikçi Müslümanlar ilmi ve tarihi verilere rağmen Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün okuryazar olduğunu iddia etmektedirler.İddia sahipleri Allah Resulü hakkında Kuran’da kullanılan “ümmî nebi” ifadesinin okuma yazma bilmeyen anlamına gelmediğini,
Medine-i Münevvere
Gün boyu salâtîn camilerinin hazirelerini, ecdat yadigârı kütüphaneleri dolaştım. Kanını damarlarımda, davasını yüreğimde taşıdığım ulu hocalarla görüştüm. Mezar taşlarında ve tozlu kitap raflarında tutsak kalan dünyalarına girip oralarda Molla Hüsrev’in usul, 